Articles in category Critique and Remedy

1 August 2008, 11:16. Cumhuriyet Gazetesine Abonelik

Cumhuriyet Gazetesi ‘ne abone olup gazeteyi pdf dokümanı şeklinde internet üzerinden okuyabilmek için buraya tıklayınız

0 Comments | Permalink

25 July 2008, 14:23. 4,5 dakika da izleyin!


Web 2.0 from ManuelMunoz on Vimeo.

0 Comments | Permalink

19 June 2008, 00:14. Ahmet Hakan'a E-Posta: "Fatih Terim’den nefretimin 8 nedeni" başlıklı yazınız hakkında.

Tarihe bakacak olursanız, ülkemizin futbol alanında kazandığı tüm büyük başarıların altında Fatih Terim’in imzası vardır. Fatih Terim’in kendine olan güveni tamdır ve hiçbir zaman bu güvenden ödün vermeden yolu devam etmiştir. Elbetteki bu başarıyı tek başına değil futbolcularıyla paylaşarak gerçekleştirmiştir.

Yazık ki ülkemizde rekabet, birlikte en iyiye ulaşmak olarak değil, rakibin ayağını kaydırıp onu aşağı itmek olarak nitelendirilmektedir. Dünya’nın en büyük kluplerinden AC Milan‘ı çalıştıran Fatih Terim’i ülkemizdeki bir takım zihniyet ayakta alkışlayacağına, takımdan ayrılacağı günü özlemle beklemiş ve başarısızlık olarak göstermiştir.

Fatih Terim sadece bir spor adamı değil aynı zamanda Türkiyemizin uluslararası bir elçisidir. Altında imzası olan her başarı ile birçok insana Türkiye ismini duyurmuştur. Başarısının ardında hırsı ve tutkusu saklıdır ki bu yetilerden uzak insanları elbetteki kıskandırmaktadır.

Bugünkü yazınızı okudum. Çeyrek finale çıkmışken birlik beraberlik içerisinde hareket etmek adına mesajlar vermek yerine insanlarımızı boş hedeflere yönlendirmek istediğinizi gördüm.

Üzücü.


Aydin Can Polatkan

0 Comments | Permalink

19 June 2008, 00:08. E-Mail to NY Times on Rob Hughes' Article

To whom it may concern,

I strongly disapprove the article signed by Rob Hughes which is surely against our glorious and honorable win in European Championship versus Czech Republic. His article which is published on 16th June 2008 in NY Times web site in the following link http://www.nytimes.com/2008/06/16/sports/soccer/16soccer_turkey.html?scp=5&sq=&st=nyt, had diminished my trust on your foundation.

Such a mind, which can put racist and unreal sentences to traduce a really good and peaceful sports event surely has no limits in malovalence.

I personally see the European Media and people around; the only feedback that I hear and see was the sentence “we never watched such a good game”.

Ambition and belief to win made that match watchable and pleasent. In every match such kind of events can occur as Volkan Demirel’s but everyone is aware that was because of provocation and the strong ambition, at the end of the match no one had hurt or injured. Players of both national teams congratulated eachother.

I strongly dissaprove Rob Hughes’ article because it is clearly not a reflection of the match played on 15th June 2008 between Turkey and Czech Republic; it’s clearly reflections of his personal thoughts against all the Turks and Turkish Nation.

I am sorry and upset to read such a news in such a news establishment that I always thought reliable and objective.

Regards,


Aydin Can Polatkan

0 Comments | Permalink

6 May 2008, 14:58. Pooooke

0 Comments | Permalink

16 April 2008, 14:43. Gericilik ?

Gericilik kelimesinin bir anlamı da nedir, biliyor musunuz?

Silah zoruyla, tehdit ederek, kaba kuvvet kullanarak, illegal yollardan istediğini yaptırmak istediğidir.

Bir toplumda herkes aynı düşüncelere sahip değildir, aynı emellerin peşinden koşmaz. Ancak saygı duyar. Yapabileceği en iyi şeyin fikirlerini özgür bir şekilde dile getirmek olduğunu bilir.

Bu düşünceyi kabul et diyerek gidip karşı görüşten bir kişiyi sopayla döverse, ‘döverim seni’ diyerek tehdit ederse o zaman bunun adı gericiliktir.

Saygıdan yoksun bu davranıştaki varlıklar, ellerine bir sopa alıp amazon ormanlarına gidebilir, orada, vahşi hayvanlarla beraber yaşayabilir.

Bu tarz varlıklar modern dünyanın araçlarına, gereçlerine, kültürlerine ihtiyaç duymazlar. ‘İhtiyacımız var’ deselerde, siz inanmayın, yoktur.

Gerçekten az önce okuduğum haber utanç verici. Haberin sadece başlığını veriyorum.

Yargıtay’a tehdit yağıyor..

0 Comments | Permalink

11 April 2008, 03:13. Asılolan haber değil yarattığı etki

Bugün yeni bir olay daha eklendi diğerlerine, başında devletimizin bulunduğu toplu konut idaresinin Türkiye’nin farklı şehirlerine aynı mimari ile yaptığı binaların çatılarında hristiyanlığı sembolü olan haç‘ın bulunduğu iddaası.

Ne kadar komik. Neden komik dedim çünkü hiçte ihtiyacımız olmayan gayet gereksiz manasız bir haber. Çözümleri yok mu var bolca! Görüldüyse bina sakinlerine söyleyelim onlar önlemini alsınlar.

İşte olay zaten bu yazının başında da söylediğim üzere asılolan haber değil yarattığı etki.

Gözlerimizi açalım.

0 Comments | Permalink

9 April 2008, 23:43. Dolu Bardak

Facebook üyesiyim, üye olduğum gruplar var. Sizde üyesinizdir, sizinde vardır üye olduğunuz gruplar. Haberdarsınızdır, iddayaa girerim 10 milyon kişi bulurum, 2 milyon kişi bulamassam beni köprüden atın, tarzı gruplardan da herneyse.

Gelmek istediğim konu şu ki, millet çoğunlukla Türkiye’yi ordadan, üye olduğu gruplar sayesinde kurtarıyorlar. Gerçi önceden de bahsetmiştim bu durumdan.

Keşke herşey bu kadar basit olsa. O zaman kısa zamanda çok şey başarırdık.

Hep istenen durumdur yani hemen zengin olayım, hemen başarılı olayım. Biz gaz insanız ya, gaza geliriz, sonra iki güne kalmaz, gazımız kaçar.

Kararlı olun, güçlü olun, ümitsizliğe düşmeden her zaman yüksek motivasyonunuzu koruyun, iyileştirmeler, sağlam değişiklikler güçlü ve oturaklı şekilde ancak uzun vadede oluşabilir.

Küçük bir istatistik; Atatürkçü Gençlik grubunun 2615 üyesi var bugün itibariyle, Galatasaray grubunun 8524. Bardağın dolu tarafına bakalım.

0 Comments | Permalink

7 April 2008, 16:50. Milliyet İnternet Gazetesi Analizi

Bugün uzun zamandır düşündüğüm bir konu hakkında bu yazıyı yazmak istedim. Milliyet İnternet Gazetesi hakkında!

Onların tabiriyle “Türkiye’nin en çok tıklanan internet gazetesi” ne var bu haber internet haber gazetesinin içerisinde.

Az önce üşenmedim gördüğüm gazete içeriğindeki resimli haber başlıkları 3 gruba ayırıp yazdım. Bunlardan biri gündem (11 başlık) diğeri spor (14 başlık) sonuncusuda resim galerisi başlığı (16 başlık). Yüzdesel dağılımları Gündemdekiler %27, Spor Haberleri %34, Resim Galerileri %39.

Türkiye’deki bugünün gündemi bu işte; Milliyet’e göre bugün Türkiye’de ne oluyor, ne bitiyor diye düşünerek giriyorsunuz internet gazetesine.

İlk önce kahvehanede kanlı infazda sokak ortasında 5 kişinin öldürüldüğünü görüyorsunuz, şaşırıyosunuz yahu nasıl olur diyosunuz, peşine bir italyan gelinlikli otostopçunun günlerdir kayıp olduğunu okuyorsunuz. Aşağı inince o zorba youtube’a çıktı diye bir başlıkla sağ sol görüşlü öğrencilerin birbirine girdiğini okuyorsunuz. Eline silah alanın sağa sola sıktığını izliyosunuz.

Güvensizlik duygusu iyice işledi mi içinize? Kahvede otururken her an öldürülebilirsiniz, ya da kaçırılabilirsiniz ya da birisi sağa sola ateş ederken silahtan çıkan kurşunlara rastlayabilirsiniz. Çünkü insanoğlu olayları hep kendi hayatına göre ya da bilinçaltından yormaktadır.

Neyseki (!) sağa sola bakarken biraz da spora kayıyo aklınız çünkü onlarında haberleri resimli resimli. Spor müsabakası başlangıcını, sonuçlarını, olaylarını inceliyosunuz. Kafanızı dağıtıyorsunuz ya da iyiden iyiye rekabete yönlendiriliyorsunuz.

Sonra yunan bir arkadaşın sesini duyuyosunuz. Nikahta olay çıkarmış ona bir güzel kafa yoruyorsunuz. İyice kutuplaşıyorsunuz belki bir oraya bir buraya. Güveninizde iyice gitmişti zaten artık daha kolay oluyor, bir uç grubun yanında ya da tam içinde yer almak. Gerçi belki de yer almadınız pek takmadınız bunları.

O zamanda dünya kadar kadın, erkek, moda, araba dolu resimli galeriler var, onların birinden öbürüne hoplaya zıplaya geziyosunuz. Başka bir yere bakmaya da gerek yok zaten. MSN’de takılın geri kalan vakitte, yok yok ya da YouTube’da.

Eve gitmeden önce bir alışveriş merkezinde kahve içiyorsunuz hazır gitmişken de bi küçük ya da belkide büyük alışveriş. Trafikte kargaşa.

Neyse neyse, kafanız rahat; hesap, kitap, alışveriş ve benzin, hepsini kredi kartıyla harcadınız ne de olsa, taksitlide olur taksitsizde oo unutmadık ve yanında %1 ila %5 ini de size kendi tabirleriyle “hediye” ediyolar.

Ne kolay hayat, daha paralar gelmeden yabancı sermayeli bankaların süzgecinden geçti bile. Bankaların hepsi yabancı ortaklı, borsamızın yarısı dışarda, telekomikasyon, ulaşım, ar-ge, petroller hepsi ama hepside yabancı ortaklı ya da tamamen yabancı. Olsun yaa nolcak.

Düşünme bunları hem sonra, akşamına da zaten bolca izleyecek şey var. Ya maç ya dizi izliyorsunuz. Sonrada yatıp uyuyorsunuz çünkü yarın yine iş var.

Aslında tüm gün uyudunuz zaten. Uyumaya da devam ediyorsunuz çünkü insan nasıl uyutulur, artık iyice öğrendiler. Tüm ninniler ingilizceden türkçeye çevrildi bile çoktan.

Hergün çok güvenilir medyamız tarafından Türkiye’ye bas bas megafonlarda dinletiliyor.

Dinletirkende bu çarpık düzen biraz daha kemikleşiyor.

Gözünü aç, bırak resimlere bakmayı, oku, anla, eğit bunları yaparken hep ama hep dürüst davran, onurlu ol! Farkına varan insanlara ihtiyacımız var, görüp muhakeme eden insanlara ihtiyacımız var, düşünceleri karanlığa hapsolmamış, kutuplaşmamış, eğitimli iyi niyetli insanlara ihtiyacımız var.

Bu ülkenin her köşesindeler, bu ülkenin her şehrindeler, her okulundalar, her evinde, bu ülkede nefes alıp veriyorlar, artık onlar uyumuyor. İyi bişeyler yapmaya çalışıyorlar, işin bir ucundan tutup yardım ediyorlar.

Bu insanlar, ümitsizliklerin üstesinden geliyor, umutlarını güçlendiriyor, gözlerini açıp, baktıkları tüm resimleri görüyor ve doğru yorumluyorlar.

İnanıyorlar.

Sağlam gelecek temelleri atıyorlar çünkü çok uyuduk artık bişeyler yapma zamanıdır.

Gündemden Başlıklar

1. Kahvehanede kanlı infaz: 5 ölü
2. Gelinlikli italyan otostopçu kayıp!
3. O zorba, Youtube’a çıktı.
4. Rampanın sırrı çözüldü.
5. Yine aynı görüntü!
6. Niye cebinde çakı taşıyor
7. KEY’e 300YTL zam
8. Tecavüzcü listesi uzuyor
9. Yunan damadın intikamı
10. Dünyanın en zeki Türk kızı
11. Kanayana kadar kamçıladı

Spor Başlıkları

1. Kadıköy dersi Grant’a Yetmemiş.
2. Kalli’nin son çılgınlığı
3. Fener rakibi eler mi?
4. Kazım Kazım ve Ricardinho Ricardinho
5. Sadece 3 puan değil
6. Chelsea’yi kızdıracak sözler
7. Federasyondan sert cevap
8. Amigo Sefa gözaltında!
9. Cimbom’a soğuk duş!..
10. İşte Tümer’in golü!
11. İşte tartışılan 2 pozisyon
12. İşte Fener’in muhtemel 11’i
13. Maçın fotoromanı
14. Çamurda savaşın galerisi

Resim Galerileri

1. Mart ayının en beğenilenleri
2. Modifiye otomobil fuarında ilginç şovlar
3. Gilese Bündchen “yırtık pırtık”
4. Hiroşima cehenneminin gizli kalmış fotoğrafları
5. Shakira’ın da seks kasedi ortaya çıktı!
6. İlgi çekmek isterken…
7. Plajda fena yakalandı!
8. Bu kareler güldürüyor
9. En güzel “Bond kızları”
10. Heyecan veren topluluk
11. 50’lik Madonna’dan striptiz
12. Parçaları bul, Ünlüyü bil!
13. Çok, yolla, mp3 kazan
14. Elvis’i tahtından indirdi!
15. Sporun komik yüzü
16. Konuşan fotoğraflar

1 Comments | Permalink

27 March 2008, 01:11. Akıl Haritası

Akıl haritası çıkarırken, öncelikle asıl düşünceyi merkeze yazın ve bu düşünceden taşacak yeni ya da bağlantılı düşünceler üzerine kafa yorun. Anahtar düşüncelere yoğunlaşarak, kendi kelimeleriniz ile düşünceleri ve yazıları dallandırın aralardaki bağlantıları kurun, böylece sistemi kullanarak düşünceleri hafızanızda tutarsınız üzerinden zaman geçsede hatırlarsınız ve daha iyi anlarsınız.

Çizgiler, renkler, oklar, bağlantılar kullanarak düşünceler, yazılar veya olaylar aralarındaki bağlantıları oluşturun. Bu bağlantılar sonradan eklenecek bir olay, düşünce veya olayı daha kolay ve olduğu gibi asıl amacıyla anlamanızı sağlayacaktır. Haritalarınız çizerken kendi şekillerinizi çizmek, bağlantılar arasındaki görselliği ve düşünceler arasında anlamlı bağlantıları kurmanızı sağlar ve kişiselleştirerek hafızanıza daha kalıcı olmalarını sağlar.

Akıl haritasını çizmek demek doğrusal olmayan bir yapıya yaratıcı düşünmeyi sağlamak demektir. İlk başta haritalarınızı oluştururken aklınıza gelen tüm olasılıkları, gerçekleri, düşünceleri ve sonuçları yazın. Daha sonradan bunları düzenlemek için zaten vaktiniz olacaktır. Ancak bazen en özgün düşünceyi sadece bir saniye için düşünmüş olabilirsiniz.

Büyük harf kullanarak yazın, şekiller üzerinde daha okunaklı oluşu hafızanızda yer almasını sağlayacaktır. Bir bakışta sadece anahtar kelimeleri görmek için, çok önemli olmayan noktaları küçük harflerle yazabilirsiniz.

Bunları yaparken masanızdaki herşeyi bir kenara koyun ya da herşeyi masanın üzerine koyun. Akıl haritaları ile okuduklarınızı, gördüklerinizi, yorumladıklarınızı daha kolay muhakeme edecek, sonuçlarını önceden tespit edebilecek ve tümünü hafızanıza yazabileceksiniz.

0 Comments | Permalink

10 March 2008, 00:35. To live a nicer life

Aylardır buradan düşüncelerimi, gördüklerimi yazıyorum.

Herşeyi güzel yapan düzen, düzeni gerçekleştiren ise kurallar.

Herşeyden önce kurala uyacak ki Türkiye o zaman adam oluruz.

Basitten başla kurallara uymaya karmaşığa doğru yavaş yavaş tırman. Eğer sen çalışansan, yayaysan, oyuncuysan, okursan o zaman kurallara uy, eğer ki müdürsen, teknik direktörsen, yazarsan, yönetimdeysen o zaman insanların kurallara uymalarını sağla, sağla ki o zaman değişimi başlatmış olalım.

Sen ne yapıyorsun bu ülke için?

0 Comments | Permalink

9 March 2008, 15:46. Viyana

Bugüne kadar gördüğüm hiçbir şehre benzemiyor Viyana.

Gerçi insan yaşadığı ülkede, şehirde çok araştırmıyor, incelemiyor, aklında ezbere yollar oluyor, o yollarda gidip geliyor.

Hep şehirde olanları gözünden kaçırıyor, kim bilir. Reklamı çok olana rağbet oluyor. E tabi günümüzde en moda şey de alışveriş olunca boş vakit bu şekilde geçiyor gidiyor.

Viyana dönüm noktalarının, tarihin kilometre taşlarının başkentiymiş meğerse, dört gün kaldım günde altı saatten fazla uyumadım yine de yetmedi zaman. Herşeyi görmek için belkide bir ay durmadan gezinmeli şehirde.

O kadar güzel korunmuş ki tarih ve şehrin planlaması o kadar güzel yapılmış ki gerçekten çok imrendim. İnsanoğlunun böyle duyarlı olabileceğini görünce kendi ülkem kendi şehirlerim için düşündüğüm söylediğim “keşkeler” Tuna olup akıyor.

Herşey bilinçli çalışarak oluyor, eğitimle gerçekleşiyor. Nüfusumuz eğitimsizlik ile artmaya devam etmemeli.

Viyana hakkında yazacaktım ama konu farklılaştı yazarken bugün geldiğim Ankara’yla kıyasladım, üzüldüm ve canım sıkıldı, sonra yazarım.

0 Comments | Permalink

2 March 2008, 12:35. Kısa ve Öz

“Unutulmamalı ki, bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğu, ulus olma hakkına asla sahip olamaz!”

Mustafa Kemal Atatürk

0 Comments | Permalink

13 February 2008, 21:47. Google's Privacy Policy

Haberiniz var mı? Hepsi böyle Yahoo!, Hotmail, Lycos vb.

Privacy. As a condition to using the Service, you agree to the terms of the Google Mail Privacy Policy as it may be updated from time to time. Google understands that privacy is important to you. You do, however, agree that Google may monitor, edit or disclose your personal information, including the content of your emails, if required to do so in order to comply with any valid legal process or governmental request (such as a search warrant, subpoena, statute, or court order), or as otherwise provided in these Terms of Use and the Google Mail Privacy Policy. Personal information collected by Google may be stored and processed in the United States or any other country in which Google Inc. or its agents maintain facilities. By using Google Mail, you consent to any such transfer of information outside your country.

2 Comments | Permalink

11 February 2008, 04:52. Almanya'daki Türk İmajı, İşte Bu

Şovu İzleyin :) Baya komik ama gerçek!

Şovu yapan gerçekten Türk :) adı Kaya Yanar.

0 Comments | Permalink

11 February 2008, 04:07. Trajik! Komik

Eleman alman, usta türk. Eleman sıcağı fazla açmış döner kömür olmuş. Paralar gitti diye usta üzülüyo tabi. Usta kızıyor elemana, bak buraya kocaman yazdık görmüyor musun Dikkat! Aşırı Sıcak 180 Derece diyor :) Eleman o ne demek diyor, diğer eleman ordan lafa atılıyor Türkçe bilmiyor diye, usta ne biçim adamsın yuh Türkçe bilmiyor musun diyor.

Almanya’daki 60 milyonun üzerindeki Alman düzgün Türkçe bilmiyor diyo yazı geçiyor…

Yorumsuz.

0 Comments | Permalink

8 February 2008, 04:25. Siyaset Meydanı

İzlediniz mi? Bilmiyorum. Türkiye saatiyle 2:00’da başladı, Siyaset Meydanındaki tartışma. Zekeriya Hoca’yla ismini unuttuğum Teyze ikiside süperdiler. Ne yapın edin, bulup izleyin.

1 Comments | Permalink

7 February 2008, 15:55. Gündemdekilerden

Bugün sabah milliyet.com.tr adresine girdim, her zaman ki gibi Türkiye’de tekel (!) gündemi gözden geçirmek için.

Yine bir sürü enterasan şey vardı. Kopan kafalar, şehir eşkiyalarının saldırıları, grammy ödüllerinde popolarını açan kadınlar, botaş da yenen rüşvetler ve buna benzer birçok dahası.

Gözüme bir haber takıldı, Can Dündar‘ın bir köşe yazısı başlığı, “İran’da örtü okula sinsice girdi; 3 yılda herkes örtündü” okumak istedim, okudum.

Daha sonra web sitesine koyarım diye düşündüm, ne de olsa tekrar açar bakarım diye işlerime geri döndüm.

Aradan ya 2 saat ya geçti ya geçmedi, aklıma geldi ve haberi yazmak için milliyeti aradım ama milliyette şu an onun yerinde yeller esiyor. Çünkü daha önemli magazin haberleri gelmiş.

Neyse ki Can Dündar ‘ın kendi web adresinden buldum ve şimdi buraya da koyuyorum. Lütfen okuyun.

Eski Tahran Büyükelçisi Korkmaz Haktanır‘ın eşi Handan Haktanır’dan uyarı var:

“İran’da örtü okula sinsice girdi; 3 yılda herkes örtündü”

Önceki gece NTV’de akademisyenlerle türbanı tartışıyorduk, ki internet adresimize bir mektup düştü.
Tahran’da yaşamış, “adının açıklanmasını istemeyen” bir diplomat eşi, İran’daki örtünme konusundaki deneyimini aktarıyor, Türk kadınlarını uyanık olmaya çağırıyordu. İsmi kontrol ettik; doğruydu.
Mektup, 1991-94 yılları arasında Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği’ni yapan Korkmaz Haktanır‘ın eşi Handan Haktanır’dan geliyordu.Yayında isim vermeden, mektuptan bölümler okudum.
Yayından sonra da kendisine ulaşıp mektubun tamamına bu köşede yer vermek için iznini istedim.
İşte Handan Haktanır‘ın “türban uyarısı”:

“Ruj süreni sopaladılar”

“Tahran’da görev yapmış bir diplomatın eşi olarak, türban konusunda düşündüklerimi bir iki cümleyle ifade etmek isterim:
Tayin yerimiz olan Tahran’a uçağımız inerken ‘hicab‘ımı başıma geçirdiğimde kendimi şöyle teselli ediyordum:
‘Nasıl olsa burası benim ülkem değil. Birkaç yıl dişimi sıkar katlanırım. Çok şükür ki biz Atatürk kızlarıyız ve böyle şeyler bizim başımıza gelmez.’
Tahran’daki görev süremiz boyunca (gayrimüslimler de dahil olmak üzere) ‘hicab’sız dolaşan tek bir kadın görmedim. Bir yabancı diplomatın eşi, şapka takarak bu yasağı delmeyi denedi, ancak devrim polisleri kendisini derhal ikaz ettiler.
Bir başkasının eşi ruj sürdüğü için karakola alındı ve ellerine sopalarla vuruldu. Bu hanım bir keresinde ‘Eğer Müslümanlık buysa, Hıristiyan olduğum için çok şanslıyım’ demişti.

“Süreç 3 yılda tamamlandı”

“Tayinimizin ilk günlerinde İranlı hanım dostlarım bana sürekli olarak Türk kadınlarının dikkatli olmalarını ve erkeklerin bilinçaltındaki güvensizlik duygularından ve endişelerden kaynaklanan bu uygulamanın, sinsice ve adım adım geldiğini söylüyorlardı.
Bir gün okullarına gittiklerinde kapıda ‘Bundan böyle hicabsız derslere giremeyeceklerine’ dair bir kâğıt bulmuşlardı.
Dedikleri kadarıyla, sürecin tamamlanması üç yıl almıştı. Ondan sonra ise çok geç olmuştu.
İtiraz edenlerin sayısı giderek azalmış, sonuçta yıllar sonra bu ortam içine doğan kızlar için ‘hicab’lı olmak son derece doğal ve yerine getirilmesi gereken bir şart olarak algılanmaya başlanmıştı.
Bu uyarıları ben o zaman masal dinler gibi dinlemiştim. Evet, ben de onlar gibi giyiniyordum, ama bu benim değil onların sorunuydu. Bizim ülkemizde böyle şeyler olmazdı.

“Rüyamda korkuyordum”

Ancak, bir süre sonra vestiyerden ‘hicab‘ımı alıp taktığımı, ancak sokağa çıktıktan sonra fark ettiğimin ayırdına vardım. ‘Hicab’, benim için de artık bir refleks haline gelmişti.
Öyle ki, bazen rüyalarımda bile kendimi başı açık olarak gördüğümde korkuyla uyanıyor ‘Devrim polisleri geliyor, ben ise hicabımı takmamışım’ diye paniğe kapılıyordum. İşte o zaman, ‘hicab‘ın aslında buzdağının görünen parçası olduğunu; asıl amacın, kadının ezilmesi, kontrol altına alınması ve korku altında yaşayan, ikinci sınıf insanlar olduklarına inandırılması olduğunu anladım.
??O nedenle Türk kadınlarının çok dikkatli olması ve son derece masumane bir şekilde, özgürlük adı altında gelen bazı uygulamaların, ileride çok daha baskıcı bir rejimin ayak sesleri olabileceğini asla akıllarından çıkarmamaları gerekmektedir.
En içten saygılarımla…”

0 Comments | Permalink

4 February 2008, 16:46. Tü-Bus 1

Dün şehre inmiştim, 17:36’da 1 numaralı otobüse bindim. 16:00’da Galatasaray-Fenerbahçe maçı vardı, ona yetişmek için. Otobüs bir hayli doluydu pazar olduğu için haliyle, bir de hava güzeldi herkes sokağa atmış kendini.

Herneyse, otobüs Dorfackerstraße’de durdu, bende ya orda inecektim ya da bir sonraki durakta. Neyse tam hareket edecekken birden şoför Stop! Stop! diye bağırmaya başladı, Nein! Nein!, Du kannst nicht einsteigen! dedi. Sonra şoför mahalini terkederken otobüsün arkasına yöneldi ve binen sarhoş bir adamı indirmek istedi.


Daha Büyük Haritayı Görüntüle

Nitekim indirdi de, adam bir iki adım attı bişeyler söylemeye çalışırken, dengesini kaybetti ve düştü, düşerkende kafasını sert bir şekilde yere vurdu. Şoför onu görünce pişman oldu sanırım ben ne yaptım dercesine iki eliyle kafasını tuttu. Herkes de izledi. Bende izledim bir süre. Kimse yardım etmeyi falan düşünmedi. Belki de umrunda değildi kimsenin.

Şoför şoku atlattıktan sonra birazda pişmanlıkla gitti adamı yerden kaldırdı ve duraktaki banka oturtu ve otobüse bindi. Otobüs içerisindeki 30 kişiden, sadece 4ü aşağı indi bende dahil. Ve otobüs de gitti.

İnenlerden ikisi adama sordular bir yerin acıyor mu ağrıyor mu diye. Yok yok dedi. Taksi çağıralım dediler. Ona da yok yok dedi. Sonra ben burda oturucam tarzı bişeyler söyledi. Bunun üzerine peki dediler, dönüp durumu iyi dediler. Sonra biz de gittik. 50-60 metre uzaklaşırken adam kendi kendine küfür etmeye başladı.

Yani trajik bir anektot oldu, umarım bir daha böyle şeylere tanık olmam. Haklı var mı yok? Haksız var mı o da yok? Türkiye’de olsa nasıl olurdu? Olması gereken nedir acaba?

0 Comments | Permalink

2 February 2008, 02:26. Uçurma Avcısı - The Kite Runner - Drachenlaeufer

Akşam sinemaya gittim, Museum Kino’da 20:30 matinesine.


View Larger Map

Filmin adı Drachenlaeufer Türkçe adı Uçurma Avcısı diye çevirilmiş ingilizce adı da The Kite Runner.

Aslında film Afgan Yazar Halid Hüseyni’nin romanından beyaz perdeye uyarlanmış.

Türkiye’de vizyona 21 Mart’ta girecekmiş. Afganistan’da yasaklanmış bile, okumak isterseniz buyrun yasak ile ilgili haberde burada.

Film ile ilgili haberleri şimdiden okumanızı tavsiye ediyorum. ntvmsnbc ve hürriyet

Film vizyona girdiğinde de tereddüt etmeden gidin sinemaya ve izleyin. Mart 21’de girdiğine göre belki bende Türkiye’de bir daha izlerim.

Film güzeldi. Ancak gerçekten çok can acıtan sahneleri, vurguları ve insanın içine işleyen konuları vardı. Bir hayli üzüldüm, hatta ağlamaklı oldum.

Film hakkındaki paylaşmak istediğim şeyler var gerçi ancak sadece merak edenlerle yorumlar kısmında paylaşayım. Film hakkında kısa bilgiler yukardaki linklerde mevcut.

Almanya’da sinemalarda ara yok film başladı mı bitiyor. Otobüs gibi o durak senin bu durak benim durmuyor. Bence böylesi daha güzel, eskiden cine5’de öyle gösterirdi filmleri duraksız. Ama elbette sinemalar gazozdan koladan para kazanmalı, ara olmassa olmaz.

Film bitti isimler geçmeye başladı hepimiz oturduk onları izledik sonrada birbirimizi ezmeden, kavga dövüş olmadan, sinirler gerilmeden dışarı çıktık, bir de bunları ara olmamasına rağmen gerçekleştirebildik.

Takdir ettiğim şeyleri, beğenmediğim şeyleri buraya yazıyorum ki, bilgimi, görgümü, gördüğüm kültürü paylaşayım. İyi yapılanı biz daha da iyi yapalım. Sesimi 2 kişiye duyurabiliyorsam kardır, ne mutlu bana. ;)

0 Comments | Permalink

31 January 2008, 02:35. Beschneiden

Almanca budamak demek. Şimdi anlamadınız tabi niye yazdım bu Almanca kelimeyi ve Türkçe karşılığını, bir de ne alaka şimdi budamak?

Mevsim kış (her ne kadar Avrupa’da kış gibi geçmese de), ertesi de ilkbahar. Yeniden doğma ya da yeni doğma.

Ne diyo ya bu adam :)

Aslında yukarda yazdıklarımı alıp yerlerini değiştirip farklı sıralara koyup okursanız biraz bilgi verebilir. Kışdan ilkbahara geçişte budamak :) olabilir mi?

Şimdilerde burada, radyoda ve televizyonda uyarıları yapılıyor, çok sık değil gerçi, halk alışkın biliyor ama yine de önlem olsun diye.

Eğer bahçenizde çalılarınız, bitkileriniz, agaçlarınız varsa ve budamak istiyorsanız, bunun için bir sonraki kışa kadar, en son tarih 31 Ocak 2008 yani bugün. Bu tarihe kadar yaptınız yaptınız yoksa geçmiş olsun, tüm sene öyle kalacak ya da özel izin için başvurup ceza ödemeyi belkide başvuru reddini kabul edeceksiniz.

Kuşların doğal yaşam ortamları bozulmasın diye, yuva kursunlar, başka yerlere kaçmasınlar diye böyle bir kural koymuşlar. Ve bu kurala herkes uyuyor :) ilginçtir. Devlet, ülkesinde yaşayan kuşları bile düşünüyor. :) Açıkcası imreniyorum, istisnalar haricinde cahil ya da bencil değiller.

Bizdekinin tersi hani. Kuralı koyma konusunda bencil, uygulama konusunda cahiliz, istisnalar hariç. :)

Yazdık ama düşününce insan bazen arada (!) kalıyor; cebine indireceği dolarları mı düşünmeli, doğal yaşama alanları bozulmasın diye kuşları mı? :\

Haydi! Destekleyende, karşı çıkanda yorumunu yazsın. Fikrini paylaşsın.

1 Comments | Permalink

29 January 2008, 21:29. Taksitli Satışlar ve Kolay Satın Alma (!) Gücü

Visa, Mastercard ve onların şubeleri Bonus, Maximum, World, Akıllı, Card, Advantage kartlar. Hepimizinde cebinde artık. Öyle örnekleri var ki birine göre süper buluş birine göre kara bir batak. Haliyle akılcı davrandığında insan herşeyi kendi çıkarları için kullanabilir. Bununda çok örneği var başka bir zaman değinelim.

Akıllı kartlar, bu kadar talep varsa elbet iyi bir yönü vardır değil mi? Vardır tabi nedir iyi yönü ekonomiyi kayıt altına almada %50 daha yardımcıdır, nakit taşımassınız, bir telefonla iptal edebilirsiniz. Hatta bazılarında öyle hizmetler varki vale hizmetinden CIP salonlarda bekleme ayrıcalıklarına kadar. Peki iyi güzel buraya kadar, e bir de taksit yapmıyor muydu bu kart. Süper.

Taksit ne peki? Bir anlamda faizsiz kredi. Pantolon 300 YTL, 6 ayda ödersiniz o zaman harika her ay 50 YTL. Artık öyle güzel ki 6 değil taksitler 12+12 taksit 24 ay. Böl 300 YTLyi 24’e al sana 12,5 YTL her ay.

Satın almada kolaylık.

Haydi o zaman birde Plazma TV, hadi birde Laptop ne bulursan koy sepete olsun sana 300YTL, 30000YTL ne de olsa taksit imkanıyla kolay satın alma var. 24 ay boyunca sadece ayda 1250YTL ödeyerek o gün istediğiniz herşeyi aldınız.

Aylık geliriniz de 1600YTL kaldı mı size aylık 350YTL. Harcadınız 2 senelik paranızı daha gelmeden.

İşte taksit böyle rahat çünkü biriktirme derdiniz yok! Hani o zamana kadar biriktir, sonra satın al olmaz çünkü kenarda duran para batar. Madem öyle işte alın size taksit imkanlı kredi kartı.

Bu şekilde borç içerisinde yaşayan insanların ülkesi oldu Türkiyemiz. 3-5 ay değil 24-36-48 ayların paraları çoktan harcandı. Onun bunun cepleri doldu, mevcut YTL dış ülkelere şıp diyede aktı, akmaya da devam ediyor.

Şimdi işini bilen onlar çünkü parayı biriktiren de onlar, sizden bizden alıp alıp bir kenara koyuyorlar. 4 yıl sonra bizim harcadığımız bu paralarla ülke ekonomimizi satın almaya kalkarlarsa peki?? Yorumu sizin.

Tahminimce bu yazının tümü en fazla 3 kişi tarafından okunacak. Okuyanlardan en fazla 1’i benzer düşünecek ve kaygılanacak. Diğer ikisinden biri yorumlamaya birşeyler ekleyip fikrini paylaşmaya üşenecek, diğeri de ben mi kurtarıcam diyip direk sırt çevirecek.

1 Comments | Permalink

27 January 2008, 16:10. What is your personal motivation?

Çalışma hayatınızda böyle bir soruya cevap var mı? Yoksa sadece zorunluluktan, para kazanıp hayatınızı sürdürmek için mi çalışıyosunuz? Bu yola çıkarken aklınızda ben bunu iyi yaparım, severek yaparım, mutlu olurum sorusu mu vardı? Yoksa bunda çok para var, bu iş bana köşeyi döndürür düşüncesi mi?

Hayatında madem mutsuz olacaksan köşeyi dönmenin bir önemi kalıyor mu? Ya da köşeyi dönene kadar mutsuzsun ama döneceğin zaman mutlu olacağının garantisi var mı?

Toplumumuz da çoğu insanın kişisel motivasyonu “yattığı yerden para kazanmak” değil mi? :) Üretimi sıfıra düşüren toplumsal motivasyonumuz değil mi?

Çok soru sordum biliyorum ama hak verin sağlam ve trajik nedenlerim var. Siz kendinize bu soruların hiçbirini sormayın sadece başlığı okuyun.

0 Comments | Permalink

27 January 2008, 11:23. Facebook hakkinda!

Denedim durdum ki, herkesi elektronik ortamda bir araya getiren bu organizasyonu kullanarak iyi birseyler yapalim diye. Sadece bir arkadasim destek cikti bana ve tum konusmalar ikimizin arasinda gecti. Fikir paylasalim istedik, konusalim, tartisalim, bakis acilari yaratalim dedik. Ancak nafile cunku insanimizin derdi, tasasi, belli meraklari yogun. Profilleri incelese, millet birbirine ne yazmis onu okusa ve uzun uzun fotograflara baksa. Tamam olsun ama azicikda faydali bir is yapsa fena mi olur?

Simdilerde de farkediyorum cogu insan cok kararsiz, hergun “you have X friends” kismindaki X sayisi buyuk dalgalanmalar yasiyor, bir asagi bir yukari, bir saga bir sola :) bir karar verilemiyor cunku. Once bu nebicim sey deniyor hesap kapatiliyor, sonra evde hissedilen can sikintisi, meraka yol aciyor ki hesap tekrar aktiflestiriliyor.

Peki nedir bu kararsizlik, bana gore buyuk bir problem cunku yuvarlana yuvarlana dunya olabilecek bir kar topu. Kararsizliginizi kontrol altina alin yoksa o hergun sekil degistirecek bi gun endise, ertesi gun belirsizlik, sonraki gun harcama, pesinden isyan. Sonra birde bakmissiniz sizi hic birakmayan bir hastalik olmus. O zaman da sizi toplumda etkiliyken etkisiz, etkisizken zararli elemana donusturebilir.

Peki toparlayalim, biz buraya nerden geldik facebooktan sadece kucuk bir ornekten yani umarim herkes bu toplumda bir birey oldugunun farkina varir ve bir bir bir milyonlari olusturdugunu gorur. Artik etrafindaki olanaklari faydali, etkili kullanmaya baslar.

0 Comments | Permalink