iSTanbull

Geçen hafta geldim güzel İstanbul’a daha fazlasını gördükçe daha da inandım güzelliğine, büyüsünün farkına vardım. Trafiğe indikçe indi güzellikölçerin ibresi aşağı ama yine de önce bıraktıklarımdan daha yukarlardayken döndüm işe geri.. Bir Alman misafirim vardı yanımda 3,5 gün kaldık koccaa şehirde, bir taraftan öbür tarafa gezindik durduk. Bilmediğim ne çok şey varmış meğersem. Dedim ki bu şehir fazla fazla yeter eğer refah ve sağlık içinde yaşayabilirsen içerisinde.

Bir kaç fotoğraf koyacağım İstanbul’dan görmeye alışık olmadıklarınızdan seçmeye çalışarak. Bu birincisi olsun, bu kediciği aslında çok uzaktan fotoğrafladık, Galata Kulesi’nden aşağı bakıyordum ki gördüm. Civardaki alçak apartmanlardan birinin terasında yaşıyor, ilgiyle yolu izliyordu. 🙂 Aslında çok kedi resmi çektim, zamanla burada da paylaşırım belki.

Burada modern dizaynıyla bir sandalye görüyoruz. Bir akşam Pera’da yürürken takıldı karelerimize, rengiyle şekliyle çekici olsa gerek, ne kadar satıyor acaba bu zarif sandalye, her Türk’te bulunan esnaf aklıyla düşündüm.

Üçüncü karemizde de yine bir kedicik var ama bu sefer çalıdan bozma, gerçeğe pek yakın değil çünkü yeşil renkli 😛 İstanbul’un bir başka farkettiğim yönü de kediyle köpekle maşallah dopdolu şehir, balık pazarlarının bunun üzerindeki etkisi büyüktür değil mi? Bu kedide ilginç olan nedir? Şudur! Ben yaz vakti bir gün gittim bir testere aldım, çalı testeresi bu tarz şekiller verebilmek için ama ne mümkün kesiyor kesmesine ya şekli vemek için gece gündüze demeden çalışmak öğrenmek lazım sanırsam. Dolayısıyla da bu kediyi ortaya çıkaran çalıtraşa saygılar. Taksim Meydanı’nda..

Çok anlamlı (!) protestolarla da karşılaştık, İstiklal’de. Tramvay geçerken insanlar boş durmuyorlardı bizim gibi.. Bir de ilginçtir, 100m uzunluğunda bir sıra gördük. Neden acaba? sorusu aklımıza geldik, sıranın başını görebilene kadar sabrımızı sınayıp, devam ettik ve gördük ki bir sinema festivali varmış. Bu seferde way be acaba bedava mı ki? dedim ama devamını getirmedim. Sorumu bilerek cevapsız bıraktım.

Güzel, İstiklal Cd. falan seyyar satıcılardan temizlenmiş ama zaman içinde e-devlet mutasyona uğramış. Örneğin, bundan 5 sene önceki alozabita isimli zat bugün sayborga dönüşmüş, şekil A 🙂 yoksa bu iş sadece İstiklal Cd. ve civarında mı yaşanıyor, belki de orda tüm insanların düştüğü bir kimlik bunalımı söz konusudur. örnek B, polisleride bir acayip, Mini Cooper’ları var ve galerici hesabı park ediyorlar. 😀

Ve bu da gökkuşağının ilk defa gördüğüm bir çeşiti, boğaz turumuzun son dakikalarında yağan yağmur ilk önce ‘haydaaa’ dedirtse de sonra gökkuşağı ile yaptığı anlaşma, yağmur damlacıklarını içimize serpiştirdi, ‘way be iyiki de yağmış yoksa nasıl görürdük bu güzel gökkuşağını?’ dedirtti. Tabi bu kelimeler, sözcükler, cümleler genelde yeten seviyede Almanca, o da yetmez ise İngilizce olarak anıldı. 🙂

One thought on “iSTanbull”

  1. Aydın nasıl özendim sana.. Kedi resimlerin sahane! O dev çalı kedi ile ilgili söyleceklerim var. 2,5 ay önce falan geldi o İstanbul’a. Kendisi özel bir maddeden yapılmış. çeşitli yerlerinde toprak hazneleri var. Birkaç begonvil bitkisi onun üzerine diklimiş ve etrafına sardırılmış. Yani senin sandığın gibi bir çalıtıraşçılık eseri değil, sadece üzel dev bir saksı gibi düşün… Aslında o kadar akıllıca bir tasarım ki, eminim daha küçük boyutlarda ve çeşitli şekillerde yapılsa yok satar! Böylece o yazlıklardaki minik köpek heykellerinden, ördek sürüsü heykellerinden kurtulmuş oluruz!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *