1 August 2008, 11:14 . Yanıltmalar
Bu bayram havasını anlamak kolay değil.
Atılan manşetleri, yapılan yorumları da…
AKP mahkûm edildi mi, edilmedi mi?
Laiklik karşıtı eylemlerin odağı durumuna geldiği
en yüksek yargı organınca bire karşı on oyla
hükme bağlandı mı, bağlanmadı mı?
On üyenin altısı parti odak durumuna geldiği için
kapatılması yönünde, dördü de yine odak durumuna
geldiği için kapatılması yönünde değil de
ödenek kesintisi biçiminde oy kullanmış.
Ama, kesin olarak belli ki, üyelerden onunun da
kanısı partinin odak durumuna geldiği yönündedir
ve karardaki özün özü budur.
Dört üyenin niçin “nispeten daha hafif” bir
yaptırımdan yana oldukları ancak gerekçeleri
karara ekleyecekleri açıklamalarla belli olacak.
“Parti odak durumuna gelmiş ama öyle pek kapatılacak
ölçüde değil” düşüncesimi? Yoksa, “Kapatılırsa
AB umudu söner, ekonomi çöker, demokrasi
gider” endişesi mi?
Yoksa, yoksa kapatılma olasılığı karşısında içte
ve dışta koparılan yaygaranın, içten ve dıştan
gelen baskıların etkisi mi? Bu sonuncu olasılık söz
konusuysa, o zaman yaygaraların ve baskıların sahiplerini
kutlamak gerekir; AKP kapanmasını önlemekte
başarılı olmuşlardır. Ama onlar bile “Parti
odak durumuna gelmemiştir” diyemezler.
O halde, İstanbul medyasındaki bu yanıltıcı telaşın
anlamı nedir?
O halde, Sayın Başbakan nasıl oluyor da karardan
sonra “Partimiz laiklik karşıtı eylemlerin
odağı durumuna gelmemiştir” diyebildi? Bu nasıl
bir devlettir ki, “Anayasa Mahkemesi kararları…
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını,
gerçek ve tüzel kişileri bağlar” diyen bir
anayasaya karşın bir devlet adamı böyle konuşabilmektedir?
Aslında, endişe verici bir durum söz konusu. İtiraz
ve temyiz yolu da bulunmadığına göre, Yüksek
Mahkeme kararına aldırış etmeyişle başlayan
bir tutum yavaş yavaş “demokratik bir yeni anayasa”
tamtamlarıyla birlikte Cumhuriyetin temel niteliklerini
değiştirmeye yönelik girişimler yeniden
gündeme gelecektir. 2007 genel seçimlerinin
öncesinde bu yolda sipariş almış olanlar herhalde
yine kolları sıvamak üzeredirler.
Şu gerçekliği akıldan çıkarmamak gerekiyor: Türkiye
daha bir süre “laiklik karşıtlığı mahkemece
hükme bağlanmış” bir iktidarca yönetilecek.
AKP’yi yönetenlerin kararın gerisindeki uyarı anlamını
sezememiş olmaları tehlikeyi daha da arttırıyor.
Dolayısıyla, bundan sonraki iktidar mücadelesinde
Cumhuriyetçi siyasal güçleri bir araya getirerek
toplu ağırlıkla başarı kazanma zorunluluğu
da aynı ölçüde artmış oluyor demektir.
Okurlarımdan bir müddet daha izin istiyorum.
Mümtaz Soysal
[kaynak: Cumhuriyet]